
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Oca | ||||||
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 |
| 27 | 28 | 29 | ||||




(5,00 puan, toplam 5)



(5,00 puan, toplam 5)



(5,00 puan, toplam 5)



(5,00 puan, toplam 5)



(5,00 puan, toplam 5)



(5,00 puan, toplam 5)



(5,00 puan, toplam 5)



(5,00 puan, toplam 5)



(5,00 puan, toplam 5)



(5,00 puan, toplam 5)
Yazar: tesdayi
Tarih: 4 Ocak 2010 / 8:06
Etiketler:
Şüphe yok ki, olağan bir demokratik hukuk devletinde “yargının darbe süreçlerindeki rolü” diye bir şeyden bahsetmek tuhaf ve son derece yakışıksız bir şey olurdu. Gerçi, her rejimde adli sistemin bir işlevi de kurulu düzenin korunmasına hizmet etmektir. Ama mahkemeler bunu genellikle belli ölçüde adalet dağıtarak sistemin meşruluğunu pekiştirmek suretiyle, yani dolaylı olarak yaparlar. Diğer kamu otoritelerinin ve başka kişilerin yapıp ettiklerinden zarar gören mağdur ve mazlumların son sığınak olarak hiç değilse mahkemelere başvurup haklarını elde edebilecekleri inancını korumaları herhangi bir sistemin meşruluğu için son derece önemlidir. İşte mahkemeler esas olarak bu inancın kaybolmamasını sağlarlar veya öyle olmaları beklenir. Mahkemelerin “tarafsız” adalet uygulayıcıları olduklarına dair yaygın inanç ve kullandıkları teknik-uzmanlık dilinin ortalama insanda uyandırdığı saygı da bu beklentiyi güçlendirir.
Toplumun yargıçlardan beklentisi sahip oldukları bu uzmanlıklarını her zaman tarafsız ve şüpheye yer bırakmaksızın her kesime eşit ölçüde uygulamaları ve bir devletin bekası için gerekli olan yargının saygınlığına ne olursa olsun her zaman zarar vermemeleridir.
Bir yargıç ne olursa olsun önüne gelen olaya sahip olduğu ideolejik düşüncesini bir köşeye bırakabildiği ölçüde hukuk’un temel ilkelerine bağlı kalabildiği zaman toplumun beklentilerine cevap verebilecek, yargının saygınlığını koruyabileceği kaçınılmazdır.
Ülkemizde maalesef Yargı zamanla rejimlerin korunması için bir araç olarak zaman içinde yaşanan olaylarda devletin ta kendisi olabilmektedir. Bu durumu Prof. Dr. MUSTAFA ERDOĞAN bir konuşmasında ‘Türkiye’de mahkemeler işte böyle bir çerçeve içinde faaliyet göstermekte ve bunun ruhuna uygun olarak ikili bir rol ifa etmektedirler. Şöyle ki: Mahkemeler mer’i hukukun ve hâkimlerin kimlik ve formasyonlarının elverdiği ölçüde adalet dağıtıyorlar ama, hem bu ölçüler tatminkâr olmaktan uzaktır hem de -daha kötüsü- bireylerin ve grupların devletle karşı karşıya geldiği durumlarda bu ölçü fazlasıyla şaşmaktadır. Başka bir anlatımla, “devlet iktidarı”nın varlık ve idamesi söz konusu olduğunda mahkemelerimiz var olduğu kadarıyla bile hukuku göz ardı etme ve kendi teknik formasyonlarını unutma eğilimine girmektedirler. Devlet iktidarını koruma kaygısı özellikle yüksek mahkemelerimizde o kadar belirgindir ki, bu kaygıyla hareket ettikleri durumlarda yüksek hakimlerimiz hukukçu kimliklerinden büsbütün sıyrılmakta ve sıradan, kaba-saba bir rejim bekçisi gibi davranmakta hiçbir sakınca görmemektedirler.’ Şeklinde ifade etmektedir.
Yani yargı rejimi korumayı zaman içerisinde kendisinin görevi olarak kabul etmiştir. Bel ki de rejimler zaman içerisinde bu tehlikeyi sezdiklerinden önlemlerini zamanında almışlardır.
Son zamanlarda yargı iktidara balans ayarı yaparcasına bu kimliğini ortaya çıkarmaktadır. Özellikle anayasa mahkemesi siyasi kararlarda ön plana çıkarak siyasete ve ülke içerisinde oluşan bir çok değişime yukarıda bahsettiğimiz türden etkisi olduğu açıktır.
Ülkemizde hukukun temel ilkelerini bir köşeye bırakmak pahasına ülkede ki siyasi gelişmelere yön vermiştir. Bunlar zaman zaman yargısal darbe olarak nitelendirilebilecek kadar etkili olmuştur. Bakalım daha neler göreceğiz.
Av. Nazım Erdoğan