Subscribe to YAZILARSubscribe to YORUMLAR

Mayıs 2011 Askere gidenler uğurlanıyor.

Yazan: 24 Mayıs 2011  
Kategori: Askerlerimiz, Haberler

Mayıs 2001 Celp döneminde Süleymanbeyler köyü ve mahallelerinden askere gidenler bugünden itibaren uğurlanmaya başlanıyor. İlk kafile bu akşam yola çıkacaktır.
Free Image Hosting at www.ImageShack.us

Asker uğurlama törenleri başladı.

Yazan: 16 Mayıs 2011  
Kategori: Anasayfa, Askerlerimiz, Haberler

Süleymanbeyler Köyü merkez mahallesinden bay kahkaha olarak tanıdığımız Halim KARAKURT’un torunu Vedat’ın bu ayın son günlerinde askere gideceği münasebetiyle 15 MAYIS 2011 Pazar günü akşamı evlerinde Kur-An’ı Kerîm ve Mevlîd’i Şerif tertip edilmiştir. Bundan yaklaşık dört ay önce kalp rahatsızlığı geçiren bay kahkaha Halim ağayı ziyaret etmek istememe rağmen gidememiştim. Bu vesileyle onada geçmiş olsun dileklerimi ancak dört ay sonra dileyebildim. Tüm askere gidecek yavrularımız için böyle törenlerin yapılmasını diliyoruz.

Video Görüntüsü için tıklayınız…

Asker ziyareti…

Yazan: 09 Mart 2010  
Kategori: Anasayfa, Askerlerimiz

1990 / 1 Tertip olarak vatani görevlerini yapmak üzere askere giden gençlerimizden Tuncay KARAKURT ve Kadir TAŞ’ı ziyaret etmek için 06 MART 2010 Cumartesi günü önce Kastamonu’da vatani görevini yapan Tuncay KARAKURT’u ziyaret ettikten sonra geri dönüş yolunda Safranbolu’da vatani görevini yapan Kadir TAŞ’ı ziyaret eden köyümüz gençlerinden Selçuk GÜLER, Şahin USLU, Tugay KARAKURT ve Cihan YAMAN arkadaşlarını ziyaret etmişlerdir. Bu ziyaret ile ilgili fotoğraflar aşağıda sergilenmiştir.

Fotoğrafları görmek için tıklayınız…

Askerlerimizi uğurluyoruz…

Yazan: 22 Şubat 2010  
Kategori: Askerlerimiz

1990/1 tertip askerlerimizi aileleri sevgi göz yaşlarıyle uğurladılar. Askerlerimize şimdiden hayırlı tezkereler dileriz. Fotoğrafları görmek için… Devamını oku

Vatan bekçileri

Yazan: 13 Şubat 2010  
Kategori: Askerlerimiz

Onlar Peygamber ocağı olarak bildiğimiz Askere gitmek için gün sayan Süleymanbeyler köyünün önümüzdeki günlerde yolcu edeceği asker adayları. Devamını oku

Askere hazırlık hakkında.

Yazan: 12 Şubat 2010  
Kategori: Askerlerimiz

Ondokuz yaşına gelen gençler, önce yoklama yaptırırlar. Fiziki, akli durumları askerlik şubesi personeli ve bir doktor tarafından görülür. Daha sonra eğitim birlikleri belirlenir. Devamını oku

2009 Mayıs ayı askere gidenler.

Yazan: 25 Mayıs 2009  
Kategori: Askerlerimiz

Mayıs dönemi askere gidenlerden Göleviç mahallesinden de gidenlerin olduğu öğrenilmiş olup,  fotoğrafları ve isimleri listeye eklenmiştir.

asker-89-6

89 / 2 tertip olarak Süleymanbeyler köyü Merkez Mahalle ve diğer mahallelerden askere giden  gençlerimizden  Merkez mahalle gençlerinin sağlıkla gidip gelmeleri için Süleymanbeyler Camii’nde kuran ve Mevlid okunarak dualar yapılmıştır. Askere gidenlerin fotoğrafları ve VİDEO görüntülerine bakmak için Devamını oku

55 yıllık Mescid-i Aksa nöbeti

Yazan: 23 Nisan 2008  
Kategori: Askerlerimiz

Iğdırlı Onbaşı Hasan’ın 55 yıllık Mescid-i Aksa nöbeti

İlhan Bardakçı’nın Kudüs’te yaşadığı bir hatıra ilginç ve bir o kadar da ibret vericidir:
Mevki Kudüs. Mekân Mescid ül Aksa, Tarih 21 Mayıs 1972 Cuma. Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz.
Kudüs Kapalı Çarşısı’nda rüzgâr gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid ül Aksa’nın önüne kavuşturur. Mirac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble’mize yani… Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. “12 bin şamdanlı avlu” derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs’ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan… O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız.
Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy… İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi… Palto?.. Hayır, kaput, pardösü veya kaftan?.. Değil. Öyle bir şey, işte.
Başındaki kalpak mı, takke mi, fes mi? Hiçbsirisi değil. Oraya dimdik, dikilmiş. Yüzüne baktım da, ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı.
Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız. İstanbullu. “Kim bu adam?” dedim.
Lâkaydi ile omuz silkti. “Bilmem.” diye cevap verdi. “Bir meczup işte. Ben bildim bileli, yıllardır burada dururmuş. Çakılı gibi, hâlâ duruyor ya… Kimseye bir şey sormaz. Kimseye bakmaz, kimseyi görmez.”
Kan mı çekti nedir?
Nasıl, neden, niçin hâlâ bilmiyorum. Yanına vardım. Türkçe “Selâmünaleyküm baba.” dedim.
Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana, bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi:
- Aleykümüsselâm oğul…
Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm öptüm…
- Kimsin sen, baba? dedim.
Anlattı ki, ben de size anlatacağım.
Ama evvelâ biliniz. O canım Devlet çökerken, biz Kudüs’ü 401 yıl 3 ay 6 günlük bir hakimiyetten sonra bırakırız. Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok. Ordu bozulmuş, çekiliyor, Devlet, zevalin kapısında. İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki kenti zapteden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz.
Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım.
- Ben, dedi, Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden…
Sustu. Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı:
- Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım…
Yarabbi. Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi…
Ellerine bir kerre daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı:
- Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?
- Elbette, dedim, buyur hele…
Konuştu:
- Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı’na düşerse… Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa Efendi’yi bul. Ellerinden benim için bus et (öp). Ona de ki…
Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi:
- O’na de ki, gönül komasın. Ona de ki, “11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır.
Tekmilim tamamdır kumandanım. dedi” dersin…
Öleyazdım.
Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti.
Kaynak: Zafer Dergisi. (Sayı: 345)
Merhum Bardakçı, “İlhan Murad” müstearıyla yıllarca Zaman gazetesinde yazılar yazdı. Doğumu: 22 Şubat 1926 Burhaniye; Vefatı: 28 Şubat 2004 Frankfurt)
YILLAR SONRA
Merhum İlhan Bardakçı bu hatırasını, TV’de anlattığında zamanın genelkurmay başkanı onu arar ve bu aziz askeri bulmak için aracı olmasını ister. Bardakçı sonra şunları yazar: hasan onbaşı bizdendi… O halde unutulmak kaderi idi. Öyle de oldu zaten. Aramadık ki, bulalım. Bulunamazdı zaten. O ki, göklere baş vermiş bir ulu selvi idi. Ve bizler ki, başımızı kaldırmış olsak bile, uzandığı feza ufkuna yetişemeyecek cılız otlara dönüşmüştük. Biz, sadece unuturduk. Unuttuğumuz diğerleri gibi o nöbet noktasındaki elmas mânâyı da unutmuştuk…

 
Sayı: 173
Bölüm: Hayatın İçinden